Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Okul Blok Flüt - Melodika Repertuvar ( Başlangıç )

Blok Flüt Repertuvar 2021 Read more publications on Calaméo

insanım demekTen utanmak

Çocuk ölüyor ve akbabalara yem oluyor, bu fotoğraf 1994 te Sudan 'da çekildi ve fotoğraf pulitzer ödülünü kazandı bu fotoğrafı çeken Kevin Carter o çocuğu kurtarmadığı için vicdan azabına dayanamadı ve intihar ederek yaşamına üç ay sonra son verdi !!!

SIR

yirmi döRt makamda...

REGIO EMILLIO YÖNTEMINDE ÇOCUKLAR SANATLA ÖGRENIR

ÖZET Bu makalede Regio Emillio yaklaşımının bir parçası olan sanatla eğitimin çocuğun gelişimine sağladığı yararları ve nasıl islenildiğine dair bazı örnekleri içermektedir. GIRIS Reggio Emillia erken çocukluk programının felsefesine göre çocuk, gelişimini engelleyen bir duvarla karsı karsıya kalmaktadır. Kalıplaşmış eski ve kati kuralar, güncelliğini yitirmiş kavramlar, yetişkinlerce benimsenmiş davranış ve tutumlar, geleneksel eğitim metotları bir “duvar” oluşturmaktadır. Gelişimi süresince çocuk önce toplumdaki yeni kültürel değerler ve rolleri öğrenmesi için desteklenmelidir. Daha sonra çocuk gelişimini engelleyen eski değer yargılarından oluşan “duvarı” la karsılaştığında bu duvarı kendi kendine asmaya başarmıştır. ( Demiriz, Karadağ, Ulutaş.2003) Reggio Emillia programının en önemli özelliği, çocuğun birçok güzel beceriye sahip olduğu düşüncesinden yola çıkarak, bunları ortaya koymak için harekete geçirmeye çalışan bir eğitimsel projeyi içerir. Reggio Emillia’ da çevre ve yara

MüzikLi dRama

Okul öncesi çocukları için “ Müzikle Drama ” diye bir konu olduğunu öğrendim yakın zamanda. Okuduğum kitapta bahsedildiğine göre müzikle drama; dramayı yapmadan önce (başlangıç için) ya da dramaya eşlik edecek bir müzik parçasının yer almasıdır. Benim aklıma da şöyle bir şey geldi: “ Okul öncesi için müzikal drama ”. Yani çocuklardan, konuşmayarak sadece mimiklerle ve vücut hareketleriyle dinledikleri müziğin duygularını yansıtmalarını isteyeceğiz. Bu, çocukların sessiz olmaları gereken bir ortamda kendilerini sözsüz ifade etmelerine yardım eder / öğretir diye düşünüyorum. Mesela; üzgün, mutlu gibi yüz ifadelerini kullanabilecekleri dramalar yaptırmak çok faydalı olacaktır. Böylelikle çocuklara mimiklerini kullanmayı da öğretmiş oluruz. Böyle dramaları yaparak çocukların sözsüz parçaları anlayabilmelerine de yardımcı olmuş oluruz. Özellikle müzisyen olacak bir çocuğa bunları yaptırmak, o çocuk için çok faydalı olur. Diğer çocuklarında müzik eserlerini anlamalarını sağlamış ve özellikle

YARASANIN HIKAYESI

Kuşlar ve yeryüzündeki hayvanlar arasında Bir zamanlar müthiş bir savaş varmış... Hiçbir taraf kesin bir galibiyet kazanamamış... Savaşın her iki tarafında belirli özelliklere sahip olan Yarasa, bu savaşta tarafsız kalmış... Kuşlar "Gel bizimle beraber ol" dedikleri vakit yarasa "Ben kuş değil hayvanım" diye kabul etmemiş... Hayvanlar kendilerini desteklemesini istedikleri zaman da; "Ben hayvan değilim, kuşum" cevabını vermiş... Zamanla kuşlar ve hayvanlar arasında barış imzalanmış... Derhal kuşların tarafına ucan yarasa, Onların sevinçlerine ortak olmak istemiş Ama kuşlar ona hemen sırt cevirmişler. Hayvanların yanına giden yarasa, Onlardan da aynı davranışı görmüş... Her iki tarafın da kendisini suçladığı, Hiçbir tarafın kabul etmediği talihsiz yarasa Böylece köse bucakta saklanmaya, Yüzünü ancak alacakaranlıkta göstererek Yasamaya mecbur bırakılmış... ********** Kıssadan hisse: İki tarafa da oynayan dönekler, sonunda yapayalnız kalırlar... Onların sim

sessiZ aLkış

1-Dinleyici olarak sessiz alkış : ben bir yorumcuyu eğer çok beğenirsem onu alkışlamam... zira onun çaldığı ezgiler kulağımda/yüreğimde hala devam eder... bozulmasını istemem.. öylece sürsün devam etsin isterim. 2- İcracı olarak sessiz alkış : bazıları öylesine alkışlar hissedersin... ama bazıları da demin yazdığım gibidir... alkışlamaz... ama yüreği gözlerine yansır... gözleri gözlerinize... ve bunu sadece hissedebilirsiniz... ben sessizliği seviyorum, sessizlikte daha iyi duyuyorum... ben karanlığı seviyorum, karanlıkta daha iyi görüyorum... Not: Bu yazı elimize posta aracılığıyla ulaştı.Yazarın kullandığı dil ve üslupla, yazının içeriğiyle ilgili olaraksa hiçbir fikirden sorumlu değilimz!!! Yayıncılık ilkeleri gereği yayınlamakla yükümlü hissettimk kendimi-ziBilgilerinize... Karanlık, zifiri karanlık!!!Sessizlik, en çok sessizlik!!!

"Anne'stezi"

Anneler yavrularının sancılarını dindirmek için ellerinde pek az şey olduğunu düşünürler. Aslında, ana yüreğinin aciz kaldığı böylesi anlar, ana yüreğinin eşsiz şefkatiyle her şeyi değiştirebileceği zamanlardır. Araştırmalar müşfik bir ana öpücüğünün çocukta ağrı algısını azalttığına, annenin yavrusuna çektiği acıyı anladığını ve paylaştığını anlatan bu öpücüğün bir tür " anestezi " gibi etki ettiğine işaret ediyor. Annelerin yavruları için yapabileceği bir tatlı öpücük gibi o kadar küçük ama o kadar etkili ve önemli şeyler var ki... Biz buna annenin yaptığı anestezi anlamında " annestezi " diyoruz. Siz dilediğiniz ismi verebilirsiniz. Küçük ayrıntıların yavrunuzun hayatını bir ömür boyu etkileyeceğini hep hatırlayın lütfen.

bir gün başlayacağım günlük tutmaya

bir gün başlayacağım günlük tutmaya diyorum kendime hep. ama bir türlü o müthiş ataleti atamıyorum üstümden. Ve ne çok olaylar yaşıyorum dünyada, herkes kadar sıradan ve bir o kadar da çekici... Yazacak ne çok şey var aslında, nerden başlamalı? M.... hala askerde. 109 günü kaldı, nereden biliyorum? bugün telefonla görüştük de ordan. Vay anasını meğer sivilde zaman ne çabuk geçiyormuş. Einstein haklıymış bilimsel olarak bilemem ama metafizik olarak zaman görece bir kavram. Bu göreceliği çıkaranın ta gelmişini geçmişini okuyayım ve eleştireyim. Yazacak o kadar çok şey olunca unutmamak için biraz ondan biraz ondan yazıyorsun ne yapalım idare etmeli, Önümüz kış! (İ....... amcamın meşhur sözlerinden) Dünya şu an ne çekiyorsa bu metafizikten çekiyor diyorum, ısrarla fizik diyorum. Arada ...........'lı"üst insanlar" alınmasın ama A.......'ya etmediğim küfür kalmıyor Bu arada bu yahudi lobisi amma etkinmiş ya, ya da bana öyle geliyor. İs.....dünyanın lağım çukuru, A..... i

KÜCÜK ADAM SANA NE

EVVEL ZAMAN İÇİNDE KALBUR SAMAN İÇİNDE BİR KÜÇÜK ÇOCUK VARMIŞ BİR ŞARKIYA BAŞLAMIŞ BİR GÜN GİDERKEN YOLDA BİR ASLANA RASTLAMIŞ ONA MERAKLA SORMUŞ NEDEN DEMİŞ BU SAVAŞ NEDEN ÖLÜR İNSANLAR BAŞKASINA KUL OLUR NEDEN ÖLDÜRÜR İNSAN BAŞKASINDAN CAN ALIR BU KAVGA BÜYÜK KAVGA DURULMAZ BÜYÜK DALGA AKLIN ERMEZ KÜÇÜKSÜN BÜYÜ SEN DE GÖRÜRSÜN UYU HAYDİ UYU EE KÜÇÜK ADAM SANA NE HALA UYUMADIN MI YALANLARDAN KİME NE UYU UYU UYU EE KÜCÜK ADAM SANA NE SEN KİMSİN KİM OLURSUN KARIŞMA SEN SANA NE gÜNce : 25 nisan 2003

sen nasıl bir şeysin,nesin...

nasıl birşeysin ki daha yokken heyecanlandırıyorsun bizleri... içimizi titretiyor senin o ana karnındaki tekmelerin, hareketlerin... sen nasıl bir şeysin,nesin... sen nasıl bir şeysin daha şimdiden hayatımızı alabora ettin... bütün planlarımız artık seninle bir şey ifade ediyor, sana rağmen değil senin için oluyor... sen nasıl bir şeysin ki, rüyalarımızın konuğu oluyorsun daha tanış olmadan... kocaman ve bir sürü soru işaretleriyle dolu, bu gezgin dünyaya gelen kimdir bu böyle?... kimlerin hayatlarını ne kadar değiştireceksin sen... ya senin hayatının o gökkuşağı çizgilerini kimler çizecek dersin?... kimsin, nesin, nasıl bir şeysin?... canım evladım, oğlum diye saracağım sen değil misin... bunların teki misin yoksa hepsi mi?... güNce: 01:17 07.04.2003

So.. sa...'a diye başLayıp biTiremediĞim...

ne de güzel bir ilişkiydi bizimkisi ne de seviyeli, ilkeli şu kahrolası dünyada; hani kinle nefretle bezeli, ölümlerin ılıman öpüşlerin arkasına sığındığı, maskların, günlük yaşamın tüm ayrıntılarına sızdığı şu kızıp öfkelenip ne yapıp edip hercümle serseriliğine rağmen sarıp sarmaladığımız kutsal sevgilimiz, büyük aşkımız... hayattır ve dünyadır bu bahisde lafını ettiğim. kapılardan pencerelerden, yüzümüzden, gözümüzden, dilimizden, sözümüzden, ışıklar saçıyorduk ne de güzel... biliyorum sen de unutmadım öğretmenim dünyanın bir ucundaki bir adamla da dost arkadaş yoldaş olunabileceğini biz önce kendimize göstermiştik, ki bu durum her ikimiz içinde %100 doğru ve aynı şekilde %100 yalandı. Çünkü ikimiz de aynı yöne dönen aynı iklimin aynı dünyanın ayrı insanlarıyız zannediyorduk birbirimizi... HİÇ,YOKTAN İYİDİR!! aslında ne kadar da kalabalığız biliyorum kurdu börtü böceği hepsi bizimle birlikte yürüyorlar hava su toprak sıcak ve merak hepsi bizimle ne kadar da kalabalıkmışız meğer..

EzgiLerin peŞinde...

Ezgilerin peşinde bazen aylar, bazen yıllar geçiriyorum. Nasıl anlatsam bilmem ki, notaların arkasındaki gerçek hikayeyi bilmiyorsan. Şiir, bir dilden başka bir dile çevrilemez derler. Yüreğini dinlemiyorsan müzik, nota neye yarar ki? Hep bir şeyler eksik kalmaz mı o zaman? Öyle ya, söz yetmemiş, konuşma yetmemiş ki müzik dili çıkmış ortaya... Yoksa tam tersi mi? Müzik, ezgiler, sözleri vb... Bazen öyle etkiliyor ki beni, sanki bir sihirbazın büyüsüne maruz kalmışım da dilsiz ve bedensiz ruhlar gibi havalanıyorum, uçuyorum, uçuyorum. -amma da uçtum ha- Derviş gibi... günce: 2001

ÖZCAN ÖZBEK....

ÖZCAN ÖZBEK.... Bizim okulun en önemli “eğitimci”si... Okulda (M.Ü. Atatürk Eğt. Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü) eğitimci olarak birkaç isim belki sayarım, belki sayamam. Ama Özcan Özbek biz öğrencilerine hazır kuru bilgiler vermek yerine yaratıcı yönlerimizi harekete geçirmeye yönelik girişimlerde bulunuyordu. Yani gerçekten özgürlüğümüzü kısıtlamayan tam tersine özgürlüğümüzü kamçılayan benliğimizi yok etmeden farklı benlikler olarak varolmayı ve bunu bir zenginlik öğesi haline getiren çalışmalar yapan birisi. Daha çok şeyler söylenebilir böyle kitabi. Ama en güzelini sorarsanız o’nu tanımlayanı: güzel insan derim size... Hani delikanlılık raconunda bir laf vardır ya;”Has adam” diye, işte tam da öyle... Özcan Özbek... Dolu olmasına dolu ya, biraz da deli olsa!... günce: mayıs 1999

Zihin GeLişimde Müzik-1

Dr. SELIM AYDIN Her canlı sistem, hayatini ve neslini sürdürmek için çevresinin farkında olacak ve cevap üretecek şekilde programlanmıştır. Yapacakları faaliyetler için, çeşitli duyu organlarını veya âlici duyu hücrelerini kullanırlar. Ses pek çok canlı tarafından kullanılan önemli bir iletişim vasıtasıdır. Bunun için gelen sesleri algılayan isleyen ve değerlendiren bir işitme sistemi birçok canlıya verilmiş, vazgeçilmez bir nimettir. Seslerin belli bir ritim ve tempo hâlinde melodi olarak çıkarılması veya sözlerin diziliminden oluşan ahenkli sesler, müzik veya musiki kavramıyla ifade edilir. Kâinatta canlı veya cansız sistemlerin çıkardığı sesler, bir ritim, tempo ve ahengi çağrıştırıyorsa veya kişi tarafından bu sesler, böyle algılanıyorsa, buna kâinatın veya tabiatın musikisi denir.

TBMM 6 Yaş yıl sonu Müzik Dersi gösterim

www.muzikdersi.net 'ten TuNCer ediZ öğretmenimizin hazırLadığı bu gösTeRiLeri yine onun izNiyLe sizLerLE payLaşıyorum, teBRikLerimi esiRGemeden tabii ki... siz iZLemeYe deVam edin baKaLım… Ahtapot Dansı ve Sağ el Sol el http://rapidshare.com/files/36269168/AHTAPOT-SA__286__SOL_EL.rar Uzaylılar ve Baget Dansı http://rapidshare.com/files/36324232/UZAYLILAR-BAGET_DANSI.rar Küçük Müzisyenler http://www.4shared.com/file/17602623/8b15d879/KK_MZSYENLER.html Önemli not : http://www.apple.com/quicktime/download/win.html bu adresten quick time pLayer prg indirin dosya mov uzantılı bununla rahatlıkla seyredebilirsiniz açılan sayfada 2.kutucuğu işaretleyip indirin (QuickTime 7.1.6 for Windows 2000/XP) ya da isTeyen GooGLe'dan da buLup indiRebiLir

Spagetti - Yıl Sonu Gösterisi

www.muzikdersi.net 'ten " moRRiGan " nicKLİ öğretmenimizin hazırLadığı bir gösTeriyi yine onun izNiyLe sizLerLE payLaşıyorum, teBRikLerimi esiRGemeden tabii ki... siz de sadece izLemekLe  kaLMasanız da buraya  tebRik teşeKKür mesaJLarı yazsanız  ve ben de onları iLetsem göSTeriyi sunan ve hazırLayanLara  fena mı oLurdu hani...

b ü L b ü L - şi - H - iR

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım: Nihayet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. Şehirden çıkmak isterken sular zaten kararmıştı; Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı. Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl… Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl. Muhitin hali “insaniyet”in timsalidir sandım; Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım! Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd, Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryad. O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu: Ki vadiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu. Ne muhrik nağmeler, ya Rab, ne mevcamevc demlerdi: Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güya Sur-ı mahşerdi! -Eşin var âşiyanın var, baharın var ki beklerdin. Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? O zümrüt tahta kondun, bir semavi saltanat kurdun, Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun! Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen, Gezersin hânumânın şen, için şe

Güzel Sanatlar Liberalleşirken Değiştirilen Tanımlar

Sevgili Canlarım, Yazımı sunuyorum. Eklemek istediğiniz ne çok şey daha vardır... Sevgilerimle Mahiye Morgül Güzel Sanatlar Liberalleşirken Değiştirilen Tanımlar Yeni yazılan ilköğretim kitaplarında Güzel Sanatlar başlığı altında "Görsel Sanatlar", "İşitsel Sanatlar" gibi yeni tanımlara rastlıyoruz. Önce şu yeni tasnifi bir görelim: "Güzel Sanatlar 1- Görsel (Plastik) sanatlar Resim, heykel, mimari, karikatür, fotoğraf. 2- Dramatik Sanatlar (Sahne sanatları) Tiyatro, opera, bale (dans) pandomim. 3- Fonetik (İşitsel) Sanatlar .Müzik.Edebiyat (şiir, vb)" Sanatın tanımını biraz açalım ve ressam Adnan Turani 'nin öğrencilerine yaptığı sanat tarifine bakalım: " İçinde yaratıcılık unsuru taşımayan hiç bir şey sanat değildir ." Demek ki, sanatın içinde yaratıcılığın olması koşulu vardır. Örneğin, Ara Güler , " Fotoğrafçılık sanat değildir " der, ki o iyi bir fotoğraf çekme ustasıdır." Var olan bir şeyi görüntülüyorsun, onu v

SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM TÜRKÜ - Afşar TİMUÇİN

Benim bir canla sevip bin özlemle andığım, Bari gölgeni bırak bana Su çiçeklerinin en güzel yanları budur, Giderken gölgelerini verirler suya. Güz akşamları dal kıpırdamazken, Suda halkalanan gözleridir Sen de gölgeni bırak bana. Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim, Güzelliğini burada ince ince aratma. Bir kıyıya, bir gün inen fırtına gibi Birdenbire bir şeyler bırak. Birşeyleri soğut, birşeyleri yak, Dağıt birşeyleri, birşeyleri kur. Kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma Kafamın her yanıyla bir şeyler öğrendiğim , Sonsuza uzanan sevinç, güzele vurgun tasa En azından bin yılda arayıp bulduğum, Bana aşk şiirleri yazdırma artık Beni burada gölgen gibi bırakma Afşar TİMUÇİN

Klasik Müzik Çalgı TanıtımLarı

buRadaN indiRin.

KÜLTÜR BAKANLIĞI ÇOCUK KOROSU

buradan indirin

ANKARA DEVLET OPERA VE BALESİ COCUK KOROSU

buRaDan iNDirin...

Children's Favourite Songs

buRaDan indiRin

cehaLet muTLuLuktuR...

bilmek zehirler insanı... bildiğim ve beni zehirleyen şeylerin başına bunu koyuyorum. elit ve seçkin bir insan değilim... benim penceremden dünyayı böyle görüyorum... sadece bu... ama ne acıdır ki okuyan, okuyunca da sorgulayan biri olarak debelenip duruyorum adına yeryüzü denilen bu garip "yer"de... gözlerim kapalıyken de görüyorum, ışık kaçmış bir kez gözüme, kapatsam bile nafile... elimde değil... keşke tanımasaydım dediğim nice insan var... ve acı olan da onların bir zamanlar benim "mit"lerim olmaları... şimdi benim için putkıran diyor bazıları... yok vallahi bir şeyi kırdığım yok... kendi eski-yargılarımdan başka... sıradanlaşmak için onca çabam boşa gidiyor...çaresi varm'ola ki... duyan, işiten, gören el aman el aman ...

USÜLLER

 1-NİM SOFYAN USULÜ a) İki zamanlıdır b) Terkibide başka hiçbir usul yoktur (Basit usulün birincisidir). c) 2/8’lik, 2/4’lük ve 2/2’lik mertebeleri varsa da, en çok 2/4’lüğü kullanılmıştır. d) En çok Sirto, Longa gibi oyun havaları ile marşlarda, bazı türkülerde kullanılmıştır. Şarkılarda ve ilahilerde az kullanılmıştır. e) 1.zaman kuvvetli, 2.zaman hafiftir. f) Vuruluşu: Örnekler: 1- Hicaz Sirto (Sultan Abdülaziz) 2- Rüya gibi her hatıra her yaşantı bana (Mehmet Ilgın) – Rast Şarkı 3- Allı turnam bizim ele varırsan (Salman – Hacı Taşan) – Muhayyer Kürdi Türkü 2- SEMAİ USULÜ a) 3 zamanlıdır. b) Basit usulün ikincisidir. Terkibinde başka hiçbir usul yoktur. c) 3/8’lik, 3/4’lük ve 3/2’lik mertebeleri varsa da, en çok 3/4’lük mertebeleri kullanılmıştır. d) Şarkılarda, türkülerde, ilahilerde, saz semailerinin 4.hanelerinde kullanılmıştır. e) 1.darb kuvvetli, 2.darb yarı kuvvetli, 3.darb zayıftır. f) Vuruluşu; Örnekler: 1- Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü (Dede Efendi) – Rast Şarkı 2

MAKAMLAR

1- HİCAZ AİLESİ MAKAMLARI Hicaz, hem bir makamın ismi, hem de buna bağlı dört makamlık bir aileye verilen isimdir. Hepsinde büyük benzerlikler göze çarpar. Bunlardan ikisinin dizisinin pes tarafında Hicaz dörtlüsü, diğer ikisinin pes tarafında Hicaz beşlisi vardır. Değişen, dizilerin güçlüleri ve güçlü üstündeki çeşnileridir. Hepsinin seyri inici çıkıcıdır. Hepsi de dügâh perdesinde hicaz çeşnisi ile karar ederler. Ayrıca bu dört makamlık aile her zaman birbirlerine geçki yaparlar ve güçlüleri üzerinde diğer makamlara da sıkça geçkiler yapılarak makam zenginlik kazanır. Ortalama Hicaz Dizisi Şimdi Hicaz ailesini tanıyalım; A-HÜMAYUN MAKAMI : Bu makama Hicaz-Hümayun Makamı da denir. a) Durağı: Dügâh perdesidir. b) Seyri: Çıkıcı-inicidir. Bazen çıkıcı olarak kullanılmıştır. c) Dizisi: Yerinde Hicaz dörtlüsüne nevada Buselik beşlisinin eklenmesiyle meydana gelmiştir. d) Güçlüsü: Hicaz dörtlüsü ile Buselik beşlisinin ek yerindeki neva perdesidir. e) Asma Karar Perdeleri: Hicaz seyri

Emil Michel Cioran

Epigraflar Çürümenin Kitabı 'ndan -"nerede tükettin ömrünü?bir hareketin hatırası,bir tutkunun işareti,bir maceranın parıltısı,güzel ve firari bir cinnet_geçmiinde bunların hiçbiri yok;hiçbir sayıklama senin adını taşımıyor,seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor.iz bırakmadan kayıp gittin;senin rüyan neydi peki? _"şüpheyi yeryüzünün derinliklerine kadar ekmek isterdim;onun maddeye nüfus etmesini sağlamak,zihnin hiç girmediği yerde onun hükümdarlığını kurmak ve varlıkların iliğine ulaşmadan önce detaşların huzurunu sarsmak,oraya güvensizliği ve yürek kusurları sokmak.mimar olsam.yıkım'a bir tapınak inşa ederdim;vaiz olsam,duanın gülünçlüğünü açığa vururdum;kral olsam,başkaldırının amblemini dikerdim.insanlar gizliden gizliye birbirlerinden tiksinmeye heves ettiklerine göre ,her tarafta kendine sadakatsizliği tahrik ederdim,masumiyeti hayrete düşürürdüm.kendine ihanet edenleri çoğaltırdım,kesinliklerin çürüme yerinde çoğunluğun kokuşup gitmesine engel olurdum..."  

aLPhoNse CapoN

"tatlı dil ve bir tabanca yalnızca tatlı dilden daha etkilidir..." "bir adamı sabah gördüğümde tesadüf olarak kabul ederim, öğlen aynı adamı bir daha görürsem kuşkulanırım. akşam karşılaştığımızda tereddütsüz silahımı çekip vururum. tesadüflere inanmam" "her akşam yatmadan önce tanrı'ya bana bir bisikLet vermesi için dua ederdim. bir gün tanrı'nın çalişma tarzının bu olmadığını anladım. ertesi gün gittim ve kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce tanrı'ya günahLarımı affetmesi için dua ettim!!!!" Adına müze açıLan mafya babası http://www.alcaponemuseum.com deTayLar için buRaya ve buraYa bakın

fuzuli'nin en fuzuli olmayan beyiti:

ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni az eyleme inâyetini ehli derdden yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni oldukça ben götürme belâdan iradetim ben isterim belâyı çü ister belâ beni gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın geldikçe derdine beter et müptelâ beni öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim vaslına mümkün ola getürmek saba beni nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni

Çok başarıLı bir icon sitesi

Hybridworks Graphic Design Studio sitesinde onlarca birbirinden güzel iconlar barındırıyor. Hepsi özenle yapılmış ve yaratıcı kişilerin yaptığı belli. Sitenin tasarımını da beğendim ben...müziği de dahil :) Sitedeki iconLarı windows veya mac formatında indirebiliyorsunuz ve tamamen ücretsiz. Sitede ayrıca iCon dışında wallpaperler de bulunuyor. Ayrıca wallpaperler birçok ekran çözünürlüğüne göre yapılmış, istediğinizi ekranınızın arka planı yapabilirsiniz. kaYNak

OaragZüR

niSRe

NE İSTER BU ÇOCUKLAR BİZ BÜYÜKLERDEN?

Hani anne babaydık ya, Tanrı değildik. Hani büyük umutlarımız vardı çocuklarımız için, büyük hayallerimiz... Bizim sahip olamadığımız her şeye sahip olmalıydı onlar... Anne babamızın bize davrandığı gibi davranmamalıydık onlara, her istediklerini almalı, lüks okullarda okutmalı, hiçbir eksikleri olmamalı ve büyük, çok büyük adam olmalıydılar. Ya çocuklarımız... Ya onlar, onlar acaba ne ister hiç düşündünüz mü? Düşündük mü? Elbette düşündük. Hem de onlardan önce düşündük. Onlar adına her şeyi hayal ettik. İyi bir gelecekleri olsun diye çok çalıştık, çalışacağız. Her türlü güçlüğe göğüs gerecek, gerekirse en ağır işleri onlar için yapacağız. Her türlü eziyete katlanacak ve onlar için yaşayacağız... Oysa çocukLarımız ne istiyor biliyor muyuz? * Sevgimizi doğru ifade etmemizi istiyorlar, * Çocuklarımız bizim yaşayamadığımız çocukluğumuzu değil, kendi çocukluklarını yaşamak istiyorlar, * Onlara güvendiğimizi görmek istiyorlar. * Onlar binlerce öğrencisi olan büyük özel okulları değil,

Canım dedeM...

İlkokul 1.sınıfa başladığımda babamlar Kadıköy yakasına henüz yeni taşınmışlardı. 1.sınıfı annem, babam ve henüz 4 yaşında olan kardeşimden uzakta; dedemlerin yanında okudum. Okulum, şu anda öğretime devam eden Şişli Halide Edip Adıvar İlköğretim Okulu idi. Bir gün, öğretmenimiz diş fırçalamayı öğreteceğini, yarın herkesin yanında bir tane diş fırçası bir tane de diş macunu getirmesini söylemişti. Unuttum mu yoksa söyleyemedim mi hatırlamıyorum ama ertesi gün okula öğretmenin istediği malzemeleri götürmemiştim. Sağolsun öğretmenim hiçbir sorun çıkarmadı çıkarmasına ya bir de baktım ki benden başka herkes eksiksiz getirmiş istenilenleri ve öğretmen denetiminde tuvalette dişlerini fırçalamayı öğreniyor. Bir nümayiş, bir nümayiş.... Ben başladım ağlamaya, hem de deliler gibi. Ne öğretmen ne arkadaşlar susturamıyorlar beni.Demeye kalmadı fırladım okuldan dışarı. Hemen 500 metre aşağıdaki evimize koşuyorum,kaçıyorum. Şükür ki dedem henüz evde. Beni böyle gözü yaşlı görünce o da şaşırdı. Mal

DÜNYANIN EN BÜYÜK YALANI...

GEÇEN GÜN OTOBÜSTEYİM LİSELİ KIZLAR ARKADA AYAKTA YÜKSEK SESLE KİMSEYE ALDIRMADAN SOHBET EDİYORLAR. OTOBÜSÜN AHALİSİ SOHBETİ NAKLEN DİNLİYOR. SOHBETİN BİR YERİNDE KIZLARDAN BİRİ DİĞERİNE, SURATINA TAKINDIĞI EN İNANDIRICI İFADEYLE MASKLA ŞUNU SÖYLEMESİN Mİ :"yEMİN EDERİM HAYATIM BOYUNCA HİÇ YALAN SÖYLEMEDİM" ELİMDE DEĞİL TEPKİSİZ KALAMIYORUM. BASTIM KAHKAHAYI KIKIR GÜLÜYORUM KATILA KATILA, YANA YAKILA... DAYANAMADIM, ORTALIĞA DOĞRU HAFİFÇE BASTIM LAFI : " DÜNYANIN EN BÜYÜK YALANI " DİYE BAKTIM HERKES GÜLÜYOR ÖNCE GİZLİ GİZLİ, SONRA KATILA KATILA, YANA YAKILA...

AYna

YALNIZ İNSAN KİMDİR DERSENİZ; AYNALARIN BİLE DİNLEMEDİĞİ KİŞİDİR DERİM YALNIZ İNSAN KİMDİR DERSENİZ; AYNALaRI DİNLEMEYEN KİŞİDİR DERİM AYNA NEDİR DERSENİZ; ÖZDEMİR ASAF DERİM aYnanın oyunu bir çocuk doğdu, bendim. sıraya girdim insanLar içinde. aLay-bayrak büyüdüm odaLar, sofaLar içinde. bir ayna doğdu, gördüm. sıraya girdi aynaLar içinde. isime geLdi, aLdım, çarşıLar, pazarLar içinde. bunca yıL yüzüne baktım. kendisini aşmadı oLanLar içinde. bir sabah uyandım, duruyordu karşımda düşmancasına, bir cam, aLdanmış, kendini ayna sanmış.. özdemir asaf

5 yaşında bir çocuk!

Henüz ilkokula bile başlamamıştım; dört, beş yaşlarında falan olsam gerek.. Dedem çekti bir gün bir köşeye beni ve bir duyan olmasın diyerek usulca ; “......’cığım,eğer soran olursa ne solcuyum, ne de sağcıyım diyeceksin “dedi. O zamanki aklımla onaylıyor anlamında kafamı salladığımı hatırlıyorum. Şimdi düşünüyorum da bu nasıl bir ülke ki 5 yaşındaki bir çocuğa dedesi böyle bir uyarıda bulunabiliyor. Neden yani, ben o yaşımda sağcıyım ya da solcuyum desem ne olurdu ki acaba?

"Eskici geldi hanımmm!"

Çocukluğuma ilişkin hatırladığım olaylardan birisi de mahallemizde kurduğumuz futbol takımıdır. Takımımızın ismi “Tayfun Spor”du. Henüz ilkokula bile başlamamıştı çoğumuz. Kendimize birer forma yaptırmış, bir de futbol topu almıştık. Peki ya nasıl bulmuştuk bu kadar çok parayı hem de bu yaşta? Derelerden çivi, tel çıkarttığımı, bakır topladığımı hatırlıyorum. Topladığımız bu eski bakırları eğer etrafı plastikle sarılıysa -ki genelde öyleydi- önce bir güzel yakar, plastiğin soyunmasını beklerdik. Soyunmuş bakır ve eski çivi, tel gibi demirleri üç tekerlekli, hayvansız ve motorsuz, iterek yürüttüğü arabasıyla mahalle mahalle dolaşan “Eskici”lere satardık. Demek ki epey eski toplamışız. "Eskici geldi hanımmm!"

Ay göğsümün sol yarısı!...

16 yaşına yeni girdiğim, dünyada kızların da olduğunu farkettiğim zamanlarda başımdan geçen bir olay... Eskiden samimi olduğum - aslında biraz da zorunlu olarak ilişkide olduğum- bir arkadaşımın benim kız arkadaşıma göz koyduğuna dair aldığım duyumlara bir cevap olarak onun üzerinde uyguladığım kaba şiddetin öyküsüdür anlattığım. Şiddeti yaşadığım daha doğrusu uyguladığım o anı saniye saniye hatırlıyorum; heyecanım, derin nefes alışlarım, burundan soluklanmalarım, yüzümdeki nefret ifadesi... O zamanlar bu yaptıklarımı kız arkadaşına dolayısıyla "namusuna" sahip çıkma ve gücünü herkese gösterme olarak kabullenmiştim. Çok değil birkaç yıl sonra çok samimi olduk o arkadaşla... olaydan çok sonraları tüm bu olanlardan dolayı ne kadar utandığımı hatırlıyorum; tıpkı şimdi olduğu gibi... Garip ama o namusumun nesnesi olan kızın ismini bile hatırlamıyorum şimdi! Ay göğsümün sol yarısı!...

uçTum yine deLi gönüL...

EzgiLerin peşinde bazen ayLar, bazen yıLLar geçiriyorum. NasıL anlatsam biLmem ki, notaLarın arkasındaki gerçek hikayeyi bilmiyorsan. Şiir, bir diLden başka bir diLe çevriLemez derler. Yüreğini dinLemiyorsan müzik, nota neye yarar ki? Hep bir şeyler eksik kaLmaz mı o zaman? Öyle ya, söz yetmemiş, konuşma yetmemiş ki müzik "diL"i çıkmış ortaya... Yoksa tam tersi mi acaba? Müzik, ezgiLer, sözLeri vb... Bazen öyLe etkiLiyor ki beni, sanki bir sihirbazın büyüsüne maruz kaLmışım da diLsiz ve bedensiz ruhLar gibi havaLanıyorum, uçuyorum, uçuyorum. (   amma da uçtum ha :-))   ) Derviş gibi...

sevGiLi kaRdeşim...

Sevgili kardeşim ….. Bir itirafta bulunmak istiyorum öncelikle; ben sana hiçbir zaman iyi bir …….. olamadım galiba. ……. dergisi sürecini hatırlıyorum da seni ne çok ihmal etmişim. Kanadı kırık bir güvercin yavrusu gibi çırpınıp durmuşsun da bir el uzatmamışım ben sana. Uçmak istemişsin de uçamamışsın kafesler çevrilmiş etrafında. Çocukluğunda da aynen öyleymiş tabii ki… Ve hatta ve hatta hayatın bir oyunu mudur bilmem ama yine aDa’dasın ve yine yalnızsın. Senin için o kadar çok üzülüyorum ki, içim sıkılıyor nefesim daralıyor. Şimdi çok şükür daha iyisin. Bir ara neydi öyle; evdeydin, kız arkadaşın yoktu, işin yoktu, okulun yoktu…. Ne iyi yapmışsın gitar çalışmakla meğer. Eskiden oğlum yokken hep kendimi iki ayak üstünde hissederdim. Birisi …….. birisi de sendin. Şimdi denge de durmak daha kolay; bak oğlum’da katıldı, hatta senin sevgilini bile –ki belli bir yaştan sonra insan dost bulmakta güçlük çeker- katıyorum aile tanımıma. Unutma herkesin yeri ayrı; anamı babamı unutmadım, unut

müzisYenlere...

Kader denilen şeyi müzisyenler nasıl yaşarlar? Bir müzik adamı neye güler, neye ağlar? Yalnızlık her müzisyenin kaderidir. Dünya denilen yerde yaşadıkları hayatın çilelerine bir karşı duruştur ezgiler aslında. Ezgilerle düşünendir müzisyen. Yalnızlık bir zorunluluktur, öyle de olmak zorundadır. Aslında her sanatçının, her düşün adamının en doğal gerçekliğidir yalnızlık. Bir seçimdir, tercihtir. Kendisi mi istemiştir; belki de, ama bilerek ama bilmeyerek. Buna intihar diyenler bile çıkabilir aranızdan kim bilir! Öyleyse sanatçı uçurumun kenarında yaşayandır biraz da. Zor iştir vesselam ne bir kelam ne bir selam. Öyle bir şey işte… Ne görüntüler, ne çizgiler, ne sözcükler yetmemiştir müzisyene. O derdini seslere yükler, seslerdir malzemesi. En sessiz yerde “foRte”leri duyar, duyumsar. Ya da en kalabalık da bile “piano piano” dur. “Yalnızlık gittiği yoldan gelir” mi bilemem ama her müzisyen için doğru olan bir şey varsa o da yalnızlığa gitmese de yalnızlığın ona geldiğidir. Şikâyetçi mid

koLTuK

 - Merhabalar efendim hepiniz hoş geldiniz oyunumuza. Sefalar getirdiniz, ülkemin kültürlü, entelektüel ve okumuş aydın insanları. ( Bu arada sahnenin ortasına doğru bakar ve koltuğun hala gelmemesine sinirlenerek bağırır! ) Hop yönetmen kardeş hey hey setçi arkadaş yahu oyununun en önemli aktörünü getirmemişsiniz siz. ( Başını bir o yana bir bu yana sallayarak ) Allah Allah bir de benden oyun oynamamı istiyorsunuz.  Aktörümüzü getirmiyorsunuz. Olacak şey mi? Neyse, neyse olur böyle şeyler, bu seyirci bizi affeder. ( Yalakamsı bir gülüşle...  ) ( iki kişi yanlarından tuttuğu koltuğu sahnenin tam ortasına getirir, usulca itinayla bırakır ve giderler. Oyuncu bu arada bu durumu biraz izler ardından seyircilere döner bir süre de onları izler ve onlara sorar ; ) Ne o, şaşırdınız galiba bir sandalyenin aktörlük yapmasına. Ee biraz yaratıcı olsun istedik oyunumuz, izleyici küçük dilini yutsun istedik hani biraz. Büyük diliyle de “Vay anasını “ desin, dile düşelim istedik. Ee, görüyorsunuz ko

Me-ga-Lodram-atik / megaLoTraVma

...’ya Sen bir bilgi aç’ısın. Ama açlığını doyurmanın sebebi ya da açlığını doyurma isteğin belirleyici değil burada... Sen bir egoistsin. İnsanlardan bilgiyi, sevgiyi, anlayışı istiyor, talep ediyorsun. Ama bir çıkarın yoksa kimseye bunları göstermiyorsun. Sen bir bilgi cahilisin. Bilmek her şey mi demektir? Öyleyse her şey nedir? Peki biliyorsun diyelim ama bilmediğin bişey var o da bilginin insanların tekelinde olmadığı. Oluyor gibi gözükebilir ama zahiridir. “güneşin altında hiçbir şey gizli kalmaz” İnsanları basamak olarak kullanıyorsun yükselmek için. Ancak bastığın yere dikkat et! Onlar insan böcek değil.. Kendime kızıyorum. Sana tüm içtenliğimle inandığım için – ki hala seni seviyor ve inadına samimiyetine inanıyorum. Sevmek ve inanmak tek taraflıdır biraz da. Ya da ben bir peygamberim . işte acayip bir şey bu durum. - Ama cahil olduğunu unutmuyorum. Eleştiri yoksa dostlukta yok demektir. Benim için tehlikeli buluyorum seni. Zira beni eleştirmiyorsun. –yüzüme karşı- Büt