30 Temmuz 2008

“O kadar fazLa eğitimLisin ki, akıLLı oLamazdın!…”

Zeka gerçekten nedir ?...

Ben ordudayken, bir çeşit yetenek testine tabi tutulmuştum, normal sonuç olan 100 üzerinden 160 aldığım zaman bölükteki hiçkimse bu skoru daha önce görmediğinden bir iki saat boyunca epey yaygara koptuğunu hatırlıyorum. (bunun mevcut mutfak sorumlusu görevime bir katkısı olmadığını da belirtmem lazım) Bütün hayatım boyunca bu yüksek skor durum böyleydi aslında, durum böyle olunca da durumdan memnuniyetle zeki olduğum hissine kapıldım ve diğer insanların da böyle düşünmelerini bekledim.

Gerçekte ise, bu durum aslında sadece belli bir akademik tip sorulara cevap vermede başarılı olduğumu gösterir demek değil mi (hem de aslında benimle aynı entellektüel sınırlara sahip olan insanların hazırladığı sorulara)?

Örnek olarak, bir oto tamircim vardı, muhtemelen bu testlerin hiçbirinde 80'den yukarı bir sonuç alamazdı, ve ben de herhalükarda ondan zeki olduğumu kabul ederdim. Buna rağmen ne zaman arabamda bir arıza olsa ona yetiştirir, endişeli birşekilde motorun orasına burasına bakmasını, sanki yüce bir güçten gelen yargılarını bildirmesini dinler ve sonuçta arabamı tamir edebildiğini görürdüm.

Bu durumda, benim girdiğim testleri bu adamın tasarladığını düşünün. Ya da bir marangozun ya da çiftçinin, ya da akademisyen dışında herhangi birinin. Bu testlerin herbirinde bir moron olduğumu kanıtlayacağımdan, ayrıca da gerçekten öyle olduğumu anlayacağımdan şüpheniz olmasın. Akademik tecrübelerimi ve başarılarımı kullanamayacağım her alanda, ya da ağır iş, el işi gerektiren herhangi bir konuda oldukça kötü sonuçlar alırdım herhalde.

Bu durumda benim zekam, mutlak değil, sadece içinde yaşadığım topluluğun ve bu topluluğun içinde de kendini bir yargıç olarak kabul ettirmiş oldukça küçük bir alt grubun bir fonksiyonundan ibaret.

Şu beni ne zaman görse fıkralar anlatmaya bayılan oto tamircisini tekrar ele alalım, bir gün kaportanın içinde kafasını bana uzatarak, " Doktor, birkaç tane çiviye ihtiyacı olan sağır dilsiz bir adam nalbura girer ve, önce satıcının önüne gelir, iki parmağını dik bir şekilde masanın üzerine koyar ve üzerine çekiçle vuruyormuş gibi hareketler yapar. Nalbur gider önce bir çekiç getirir. Bizimki başını sallar ve dik duran iki parmağını gösterir, bu sefer nalbur ona gerekli çivileri getirir, çivileri alan adam da mutlu bir şekilde gider." "Peki Doktor sence daha sonra gelen kör bir adam nalburdan bir makası nasıl istemiştir?"

Beklemeden sağ elimi kaldırdım ve parmaklarımla makasla kesme işareti yaptım tabi ki.

Bunu gören ototamircisi yerlere yattı gülmekten tabii ki ve "Seni salak, adam kör sadece neden doğru düzgün makasa ihtiyacı olduğunu söylemiyor ki" dediğinde çok şaşırmıştım, haklıydı. Bunun üzerine adam, "Şaşırma o kadar doktor dedi, ben bütün gün gelen müşterilerime bunu yaptım ve kimin bilip kimin yanılacağını da tahmin ettim. Kimleri yakalayacağımdan tam emin olamıyordum ama seni kesinlikle yakalayacağımdan emindim."

"Bunu nasıl bildin" dediğimde ise,

"Çünkü o kadar fazla eğitimlisin ki doktor, akıllı olamazdın..."

Her ne kadar bunu söylemek hoş olmasa da haklı olabilir.

Autobiography by Dr. Isaac Asimov (1920-1992)

Hiç yorum yok: