15 Eylül 2007

BİR KELEBEĞİN HİKAYESİ

 Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin
dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak
gibiydi.

Adam , bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat
bir daha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk
dakikalara şahit olmak istedi.

Dakikalar dakikaları kovaladı , saatler geçmeye başladı , ama henüz
kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki , kelebeğin dışarı çıkmak
için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü.

Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da , artık yapabileceği bir şey
kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden , kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi:
cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle
büyütmeye başladı.

Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat
bedeni kuru ve küçücük , kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye
devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin
bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.

Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek , hayatinin geri kalanını , kurumuş
bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de
, asla uçamadı.

Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey ,
kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten
dışarı çıkmak için gereken çabanın , Allah'ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı
onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından
kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu.

Bu gerçeği öğrendiğinde , hayat boyu unutamayacagı bir şey de öğrenmişti:
Bazen , hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey , çabalardır. Eğer Allah ,
hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi , o zaman , bir
anlamda sakat kalırdık . Olabilecegimiz kadar güçlenemezdik o zaman . Ve
asla uçamazdık..

Hiç yorum yok: