19 Mayıs 2007

Haydi oturup müzik yapalım...

Müzik, yaratılır. sıfırdan oluşturulur. Doğadaki sesler baz alınarak insan beyninde canlandırılır ve üretilir.
Müziği tasarlamak en zor iştir. Kağıda tek bir nota yazmamışken eserin %90'ının bitmiş olması gereklidir. Artık yazma işlemi, işin formalite kısmıdır. Diğer müzisyenlerin okuyabilmeleri, noter tasdiği alabilmek, para kazanabilmek için... Ama müziğin yaratılış kısmı beyinde başlar ve biter.
Müziğin tasarı olduğunu anlamak için daha derine inebiliriz. Müzik, (genel) ezgi ve eşliğinden oluşur. Bazen enstrumantaldir, bazen vokal. Ezgiyi oluştururken duygu ön plandadır. Sözler eğer varsa prozodi kurallarına uygun yerleştirilmelidir; ama bu işin ikinci kısmı... İlkin ezgi kıvrımları, müzik cümlesi bestelenir. Müzik cümlesinin uzunluğu (kulak dolgunluğu gereği 2nin geometrik katlarından oluşur) belirlenir. Ölçülendirilmesi yapılır, hesaplanır. Ezginin eşliği de bittikten sonra. Yani işin yaratma kısmı bittikten sonra biraz daha soyut bir kısma geçilir. Enstruman seçimi. bir ezgiyi trompetle çaldırırsanız farklı, kemanla çaldırırsanız farklı şeyler anlatır. Bu tabi tecrübeye, bilgiye eserin ne anlatmak istediğine kısacası herşeye bağlıdır. Ardından aranje gelir. Aranje besteyi çok iyi göstermelidir. Ama sonuç hüsran olursa iyi bir beste rezalette tınlayabilir.
Orkestrasyon önemlidir. aranjeden çıkan sonuca göre eserin orkestrasyonu yapılır (senfonik orkestra baz alınıyor) I. kemanların 10 tane oluşu ile 8 tane oluşu arasında dağlar kadar fark vardır. ezgiyi hangi enstrumöan grubuna çaldırılacağı, ardından hangi enstruman grubuylşa tekrar edileceği herşeyi birden bire değiştirir. BAzen ezgi, aynı anda iki grup tarafından veya iki solo enstruman tarafından da çalınabilir. Tüm bu orkestrasyon sihirlerini çok iyi bilmek gerekir. Bir örnek vermek istiyorum. Fahir Atakoğlu senfonik konser albümünde "derinlik sarhoşluğu" adlı parçada klasik gitar, cello grubuyla ünison kullanılmıştır birkaç yerde. ortaya çıkan sound, keskin dönemeçleri olan, yumuşak bir gitar, ve ardından adeta tatlı bir dip gürültüsü gibi gelen yoğun, kalın cello grubu...eserin hüznünü direkt olarak açığpa vurur. Fahir Atakoğlu'nun o albümünde orkestrasyon, İlyas Mirzayev tarafından yapılmıştır. Atakoğlu'nun yoğun çabaları sonucu bulmuş olduğu harika ezgiler, daha büyük çabalarıyla monotonlaştırmaya çalışılmış, fakat Mirzayev'in (ki kendisi ünlü bir besteci, aranjör ve jazz müzisyenidir) usta kalemiyle yeni bir hayata dönmüştür.
Bir büyük orkestrasyon deha örneği Klasik müzikten vereceğim. Ravel, Bolero adlı eserinde 30küsür dakika boyunca aynı ezgiyi orkestrada dönüp dolaştırmıştır. Bu çok riskli bir olay olmasına karşın Ravel'in usta kalemiyle ayrı bir şölene bürünmüş olduğunu dinliyoruz defalarca... İlk icra edilişinde bizzat kendisinin yönetmiş olduğu Bolero eserinde Ravel, müzik tarihi kitaplarına göre çok çekinmiş,i yuhalanacağını bile düşünmüş...
Bir başka duysal tasarım örneğide Mahler'den. Stereo kavramı daha ses teknolojisinde yokken Mahler amca, yanlış hatırlamıyorsam 8. senfonisinde I. kemanları sola, II. kemanları sağa oturtarak yapay bir stereo oluşturmuştur. İki keman grubu arasındaki geçişler, ezgilerin tekrarı seyirciyi büyülemiş olsa gerekki, ses mühendisleri hemen stereo kavramını icat etmişler
İşte böyle...
Müzik üretmektir, oluşturmaktır, yaratmaktır...
Müzisyen sadece yorumlar. Ama besteci sıfırdan bir dünya yaratır. İşin matematiksel kısmıyla birebir düşünülen tasarı kısmı, müziğin anlatacağı duygu ve düşüncelerin direkt olarak destekleyicisi olacaktır; olmalıdır...
Müziksiz bir hayat hatadır...

Haydi oturup müzik yapalım...

Hiç yorum yok: