27 Nisan 2007

TONLARIN DİLİ

RE BEMOL MAJÖR

Uçsuz bucaksız alanların, bozkırların, açıklığın tonudur. Çok çeşitli duyguları anlatmaya elverişlidir. Re bemol majör, bütün siyah tuşları içine alması, en uygun, beklenen anlarda iki beyaz tuşu yardıma çağırması dolayısıyla, olağanüstü "piyanistik" bir ton sayılır.

Liszt'in bu tondaki etüdünün tını zenginliğine, sol elin, bu zenginliği sürdürmek için sağ elin üzerinden aşmasına bakalım yeter!

Dizinin öbür yanındaysa, Debussy'nin Clair de Lune'ü çıkar karşımıza ; bu ince, kırılgan parça, bir ay ışığı görünümünü canlandırır.

Çaykovski'nin Birinci Piyano Konçertosu sözde Si bemol minör olarak bilinir ama, o pek ünlü, ilk tema'sı açık açık, Re bemol majör üçlüsüne dayanır.

Rahmaninov'un "Bir Paganini Teması Üzerine Çeşitlemeler"inin on sekizincisinde ilginç bir geçiş vardır; besteci burada, La minör'den asıl temayı büyük bir ustalıkla Re bemol majör'e çevirir.

Amerika'da müzik mağazalarının raflarını, "Deep Purple Hills, Red Sunset.." gibi başlıklar altındaki uydurmalarla kirleten amatör besteciler, Re bemol majör tonunu pek benimsememişlerdir nedense. Bu tonu orkestra yazısında, özellikle yaylı çalgı partilerinde kullanmak güçtür.

Topu topu bir tek besteci, Miakovski, 25'inci senfonisini bu tondan yazmıştır.


----------------------

DO MAJÖR

Genel inanışa göre, coşkunun, sevincin, zaferin, toplu şenliklerin tonu...

Czerny'nin ve öteki "metod" yazarlarının piyano yazarlarının piyano etüdleri bu ton üzerine yazılmıştır.

Beethoven bu tonu Birinci senfonisinde, Birinci piyano konçertosunda, bir de Beşinci senfonisinin final bölümünde kullanmıştır.

Mozart'ın, Tanrıların dağı Olympus'u yansıtan, "Jupiter" başlıklı 41'nci senfonisi de Do majör tonunda bestelenmiştir.

Schuman, kendi Do majör senfonisini bitirdiğinde, bu ton üzerine kurgulanmış olan Mozart senfonisinin göz kamaştırıcı güzelliğini düşünmüş olsa gerek, bir dostuna şunları yazmıştı: "Evet, sanıyorum, sıradan bir Jüpiter olacak bu."

"Wagner'in tek komik operası olan 'Nürenberg'in Usta Şarkıcıları' nın prelüdü Do majör tonundadır.

Bu ton, R.Strauss'un "Zerdüşt Böyle Dedi" sinin başlangıcında olduğu gibi, "töresel" ve "söylevsi" özellikler de taşır.

Skriyabin, "Kendinden Geçme Şiiri"ni, Do majör tonunda elli üç ölçüyle bitirmiştir.

Prokofiev de Do majör'e tutkundur ; en sevilen piyano konçertosu olan Üçüncü konçerto'da solist, gelişme bölümünden önce, sayfalar boyu piyanonun beyaz tuşları üzerinde gezinir durur. Bu bestecinin "Peter ile Kurt" adlı öyküsünde, Peter'in giriş teması, su katılmadık do majör'dür. "Üç Portakalın Aşkı" operasındaki marşın kodası, do majör üçlü akoruyla son bulur.

Piyanistlerin do majör tonunu sevmeleri de pek doğaldır; ders almaya başladıkları çocukluk yıllarında, ileride siyah tuşlarla ne yaman bir boğuşmaya gireceklerini bilemeden, olanca saflıklarıyla, ilk alıştırmalarını o ton üzerinden yapmışlardır çünkü.

Atonal müzik yapan besteciler, ağız birliği etmişçesine, do majör tonunu sözlüklerinden çıkarıp atma eğilimindedirler.

Schoenberg arada bir üçlü akorlar kullanır yapıtlarında; gene de, atonal ve on iki nota dönemlerinde, şöyle eni konu bir do majör akorunu kullandığını ne bilen, ne de gören olmuştur. Bir tek, Schoenberg'in sadık öğrencisi Alban Berg, do majör tonunu atonal başyapıtı Wozzeck operasındaki "Da weiden ist Gold, Marie" (Bak, gene para getirdim sana Marie) diye başlayan recitativo'sunda, paranın çirkinliğini, kötülüğünü vurgulamak amacıyla kullanır.

Oldukça gariptir, Mozart'ın giriş ölçülerinde son derece masum, kolay anlaşılır, apaçık melodik süslemeler kullandığı do majör yaylı çalgılar dörtlüsü, "Dissonnance" (Uyuşumsuzluk) diye tanınır.

-----------------------

DO MİNÖR

Ağırbaşlılığın, düşünce yoğunluğunun, filozofça içe dönüklüğün tonu olan do minör, "majör"deki adaşından oldukça farklı özellikler taşır.Şu kadar ki , bu iki ton, "Picardie Üçlüsü" diye adlandırılan ilişkiyle, birbirlerine sıkıca bağlıdır. Fransa'nın Picardie bölgesinde çok kullanıldığı için bu adı alan o ilişki, minör tonda yazılmış bir parçanın, temelinde majör üçlüsü bulunan bir tonik majör akoruyla son bulması esasına dayanır. Bu yüzden, Do minör'den bir açılış ne denli kasvetli, asık suratlı, ürkütücü olursa olsun, sonunda yerini ister istemez, bir "Do majör umudu"na, iyimserliğine bırakacak demektir. Do minör senfonilerinin en ünlüsü, kuşkusuz, Beethoven'in Beşinci'sidir. Bu senfoninin "kader" diye bilinen açılışındaki dört notluk temada, Do minör'ün dominant notasından (sol) mediant notasına (mi bemol) iniş vardır. Ancak, senfoniyi dinlerken, her an, Do majör'den zafer dolu, tantanalı



Nicolas SLONİMSKY'den
çeviren : Üner BİRKAN


-------------------------

RE MAJÖR

Klasik dinçliğin, gürbüzlüğün, anlatım berraklığının tonudur. Özellikle yaylı çalgıların yapısına uygundur. Re majör'ün tonik ve dominantını kemanın, viyolanın, çellonun açık telleri verebilir, bu yüzden, üçlü akorları ve dizisel geçişleri bu çalgılar, en hızlı tempoda, doğal bir rahatlıkla çalabilirler.

Birçok keman konçertosu bu tondan yazılmıştır; en ünlüleri, Beethoven'ın , Brahms'ın, Çaykovski'nin konçertolarıdır.

Mozart'ın "Prag" senfonisiyle sevimli "Haffner" senfonisi, müziği birlikte yaşamanın sevincini yansıtan bu iki yapıt, Re majör tonundadır.

Haydn'ın en sık çalınan senfonilerinden biri, Londra konserleri için bestelenen 104. senfoni, re majör tonundadır.

Amerika'nın geçmişteki müzik eleştirmenlerinden biri, bir tarihte, Boston'da yeni açılan Symphony Hall'ün yangın çıkış kapılarının üstüne, "Brahms çalındığında çıkılır" yazılmasını önermişti! Bu yazar daha sonra, Brahms karşıtı görüşlerini şöylece açığa vurmuştur: "Brahms'ın Re majör ikinci senfonisi, dört senfoni içinde en çok daha izi taşıyanı, dinleyicilerin rahatça kabul gösterebileceği nitelikte olanıdır."

Prokofiev, modern bir anlayışla, bir Haydn senfonisini yeniden yazabileceğini dünyaya kanıtlamak için, "Klasik Senfoni"sini Re majör tonunda bestelemiştir.


-----------------------

RE MİNÖR

Bastırılmış tutkuların tonu...

Re minör'den yazılmış yapıtların en büyüğü olan, Beethoven'ın Dokuzuncu senfonisi, bu ton üzerinden apaçık bir seslenme değil, kısa , kesik kesik beşli aralık anımsatmalarıyla başlar; dinleyici kulağının bu belirsizliğe daha uzun süre dayanamayacağını kestirdiğinde, Re minör üçlü akorları dizisiyle asıl söylemek istediklerine geçer.

Schumann'ın sonuncu (dördüncü) senfonisinin tonu da re minör'dür ama, besteci uzun yıllar, senfoniyi tamamlayıncaya değin, konuyu boşlukta bırakmıştır.

Bruckner bu tonu en karamsar yapıtı olan üçüncü senfonide kullanmıştır.

Mahler'in üçüncü senfonisi de bu tondan yazılmıştır.(Mahler ile Bruckner arasındaki ruh yakınlığı bilinir) Ancak Mahler'de Re minör, doğa karşısındaki sevinci anlatmanın aracıdır.

Cesar Franck'ın Re minör'den bestelediği tek senfonisi, felsefe dehası açısından sınırlı bir yapıttır; senfonik orkestra için pek de elverişli bir çalgı sayılmayan İngiliz kornosu, coşku yaratmaya zorlar gibidir kendini. Çok tanınmış Re minör

Piyanolu üçlü'sünde Mendelssohn, neredeyse kopma noktasına varıncaya değin bastırır tutkularını. Oda müziğine katılan yaylı çalgılar, akortlarına yardımcı olsun diye, piyanistlerin Re majör değil, Re minör üçlü akorunu basmalarını neden isterler? Bu durumun, kemanın ve viyolonselin doğal tonlarına daha uygun düşmesiyle açıklanabileceğini sanıyorum.

Nicolas SLONİMSKY'den
çeviren : Üner BİRKAN

Hiç yorum yok: